Thursday, September 28, 2006


İki hafta. Yazıyla "İki" rakamla "2". İki hafta oldu ve okula gitmedim. Okulda hangi sınıfta olduğumu bile bilmiyorum. Geçen sene harcı yatırmak için gittiğimde 1. sınıfta 12 dersten kalmış bir arkadaşım 2. sınıfta giriyordu derslere. Ben de ilk sene gitmediğim için muhakkak bütün derslerden kalmıştım ve hangi sınıfta olduğumu merak ediyordum. Evet, geçen sene okula gitme isteğim vardı. Tarrak kafalı öğrenci işleri memuruna sade ve anlaşılır bir dille sordum. "Geçen sene" dedim. "Hiç okula gelmedim" dedim. "Ve muhtemelen bütün derslerden kaldım. "Şimdi sizin," dedim "yönetmeliğiniz nasıl işliyor" dedim. "Bir üst sınıfa mı gidicem" dedim, "yoksa 1. sınıfta mı durucam" dedim. Sesini yükselterek ve asabiyetle sik sik bişeyler anlattı. İçimden küfür ederek ama dışımdan ifadesiz bir suratla "Hımm, tamam" dedim. Kaçtım. Yemekhanede üstüme yemek döküldü. Ayağıma iki numara büyük gelen ayakkabım ve dışarıdan bariz şekilde belli olan göbeğimle bir utanç kaynağıydım. Bazı yeniyetmeler daşşak geçme çabasına girdi. Bunu şimdi idrak edebiliyorum. Kaçış o kaçış. Bir daha o yıl okula uğramadım. Sonra yaz geldi. Antidepresanlardan miras kalan hatırlayamama, kaydedememe, algı eksikliği, sersemlik, baş dönmesi, dengesizlik(gerçek anlamda) gibi sorunlardan bıkıp çözücem dedim. Üç ay hatrı sayılır ilerleme kaydettim. Birsürü bitkisel ilaç denedim. Zihin alıştırmaları yaptım. Ama sorunlarım asla yüzde yüz geçmedi. Ve o gün geldi. O gün. Bir gün öncesinden pantolonumu, tişörtümü giymiş bekliyordum. Sabaha doğru onunla ilgili web sitelerine girdim. Ve yüzleşemeyeceğimi anladım. Erteledim. O gün gitmedim. Ertesi gün geldi. O gün de gitmek istemiyordum. Bu meramımı anneme anlattım. Azarladı, kızdı, ben de gittim. Gittim derken, dışarı gittim. Bir ya da iki saat dışarıda yürüdüm. Eve gelip ağladım. Uyudum. Ertesi gün oldu. Yine gitmedim. Ondan sonraki gün de. Ve ondan sonraki gün de... İkinci haftanın ilk günü geldi çattı. Gitmedim. İkinci gün gaz verici bir düstur buldum ve o düsturu bir kağıda yazarak evden çıktım. Yatmadan önce, uykuya dalmak üzereyken, otobüste, yolda, okulun yanıbaşında bu düsturu tekrarladım içimden. Bir boka yaradı mı? Hayır efendim. Okulla aramda 5 metre kala arkamı döndüm ve "Ühüğühü ben yapamıcam!" diye hıçkırıklara boğularak kaçtım. Bi internet kafeye gidip ders programının çıktısını aldım. Eve geldim. Bilgisayarı açtım. Bir foruma üye olup ana avrat düz gittim. Ama pişman değilim. Çarşamba günü yattım. Perşembe günü sahurdan sonra vitamin ilacımı alıp uykuya dalmak için başımı yastığa koydum lakin cinsel fantaziler peşimi bırakmıyordu. Sabah 7'ye kadar libido damarlarımda halay çekti, sonra bilgisayarı açıp otuzbir çektim ve neşeli bir ruh haliyle çıktm evden. Her zaman bindiğimden farklı bir durakta otobüse binip okula varırken, sağa sola saptım, yolumu uzattım. Bi ara bilmediğim bi yerlere çıktım. Başım döndü. Sonuçta dün de gidemedim. Bugün, 29 Eylül Cuma. Ders programına baktım çünkü bugün iki ders olduğunu sanıyordum. Lakin birinci sınıflar için 6 ders, ikinci sınıflar için 2 ders imiş. Ben de birinci sınıfa girmeyi planladığım için düşkırıklığına uğradım. Yatğa uzandım. Pencereyi sıyırıp dışarı baktım. Bulutlar gümüş rengi ve gri karışımıydı. Araba sesleri caddede yankılandı. Herkes bir amaç için, bir gaye için koşuşturuyordu. Kutsal ya da değil, sabah kalktıklarında bir hedefleri vardı. Bense hayatımı tribünden izliyorum.

Wednesday, September 27, 2006

Soundgarden'ın Superunknown albümünden hoş bir şarkı:
RESME TIKLA


Tuesday, September 26, 2006



Bugün 27 Eylül 2006 ve ben okula gitmedim. Dün de gitmedim. Okul geçen hafta açıldı ve hiç gitmedim. Aslında okulu 2 yıl önce kazandım ve o zamandan beri bir gün bile gitmedim. Kaçmanın insan bedeninde yarattığı tahribatın, sosyalleşme çabasından çok daha derin ve kalıcı olduğunu gördüm. Sorunlarımı bir psikoloji sitesinde anlattım. Gelen cevaplar anlık rahatlama ve gaz vermekten başka bir işe yaramadı. Okulu düşündükçe bütün kaslarım gerildi. Travmatik hafızam antidepresanlar yüzünden bozuldu. Bu yüzden benzer olaylara karşı refleks geliştiremiyorum. Şu an yaratıcı veya yakalayıcı cümleler yazamıyorum. Elime kalemi aldığımda bilinçaltımla elim arasında kısa devre yaptırarak resim çizemiyorum. Antidepresanlar aklıma geliyor ve Rönesans öncesinde antidepresanlar olsaydı ne olurdu diye düşünüyorum. Sanat olmazdı hiç kuşkusuz. Çünkü herkes hayatı ve dünyayı olduğu gibi kabul ederdi. Böylece sanatçıların yaratma veya değiştirme çabası olmazdı. Felsefe denen şey de olmazdı. Zira antidepresanların çoğu düşünce akışını kesiyordu. Devrimler de olmazdı. Antidepresanların gevşetici ve rahatlatıcı özelliği liderlere daha sevecen bakmamıza neden olurdu. Ve sanırım şu sıralar bu dönemi yaşıyoruz.

Not: Aslında okulla, sosyal hayata adaptasyonla ilgili falan yazacaktım.. Başka zamana artık. Kafamı toparlayabilirsem...